Kullanıcı Girişi | Üyelik
 
 
PAIN OF SALVATION
ROAD SALT ONE
ahmetkemalyildiz | 29.05.2010
Evet, adı "Road Salt One". 12 trackten oluşan bir albüm. Konsept midir nedir, oralarını pek anlamam. Ama adına bakılacak olursa devamı gelecek bunun. Her neyse, ne zaman devamı gelir, bilemem. Ömrümüz olursa ona da sıra gelecektir. Eminim ki yanlış albümü dinlemedim. 'No Way' ile başlayıp 'Innocence' ile biten, ortalama şarkı süresi 4 dk ile sınırlı bir albümden bahsediyorsak eğer doğru yerdeyiz. Bu sebeple PoS'ı bıraktığımız yerden eleştirmeye yahut övmeye devam edebiliriz.

Ne yalan söyleyeyim, albümün açılış şarkısı 'No Way' i çok sevdim. Girişe böyle bir eser yakışmış, hakkını teslim etmek lazım. Enteresan iniş ve çıkışlar var bu şarkıda bence. Daniel Gildenlöw'ün böyle bir beste yapacağını asla tahmin etmezdim. Gelelim şarkının olumsuz yanına. Vokaller çok cırtlak, amatörce. (Ben daha iyi okurum bu adamdan yani. Şiir-şarkı sözü yazma meselesine fazla girmeyeyim, ben şiirlerimi hece ölçüsüyle yazarım ve şarkı sözü yazan herkese meydan okurum icabında.)

PoS'ın ilk albümündeki olgunluk dahi bu albümü beşe, bine katlar. İlk puan kaybı buradan. Gitarın tonları berbat. Bass gitarın ağırlığını da hissedemedim. Bir tek klavyeler ön planda. Artık tek şarkıyı geçtim, albümün geneli böyle maalesef. Vokallerde daha da ileriye gideceğine gerilemeyi tercih etmiş Daniel beyefendi. Despotluğun, besteciliğin, grup liderliğinin de bir haysiyeti vardır yahu.

'Of Dust' şarkısındaki vokal melodileri insana iyi geliyor ilk başta ama sürekli tekrardan kaynaklanan bir istikrarsızlık söz konusu burada da... 'Tell Me You Don't Know' şarkısı bu albüme nasıl girmiş, böyle bestelerle Daniel ne yapmaya çalışıyor, sinirden ağlasam, duvarları tepiklesem yeridir! Adamı zorla psikopat mı edeceksiniz siz arkadaş. Chanslingdeki gibi yürek hoplatan vokaller dinleyemeceksem ben artık daha ne deyeyim yani.

'Sisters' şarkısı bana eski PoS şarkılarını anımsattığı için -deja vu!-, yine de 6 yı geçemiyor not babında. Albümde bazı güzel tatlar yakalanmışsa da, bir o kadar da berbat tatlar yakalanmış! Yakıştıramadım, üzüldüm ve resmen ayıpladım. Demek ki son PoS başyapıtı Scarsick'miş. Scarsick'in kıymetini gün geçtikçe daha iyi anlıyorum. Eğer bu adamlar böyle çarşaflamaya devam ederlerse, Scarsick uzunçaları daha da kıymetlenecektir gözümüzde. Hani nerede kaldı Remedy Lane'i yapan grubun ruhu, cool'luğu, müzisyenlik kalitesi? Undertow'u, Beyond The Pale'i, Chainsling'i, Winning A War'u, Leaving Entropia'yı, Oblivion Ocean'ı, Ashes'ı, People Passing Bay'ı, Dea Pecuniae ve Iter Impius'u besteleyen müzik grubuyla şu an dinlediğim albümü icra eden müzisyenler aynı olamaz! Asla! Hayır! Reddediyorum!

PAIN OF SALVATION
ROAD SALT ONE
omardiyejon | 16.05.2010
linoleum ep si ile sinyalleri verilen tarz değişikliğinin ciddi manada hissedildiği bir albüm oldu road salt one. progresif metal sevenleri çok büyük ihtimalle hayal kırıklığına uğratacak fakat güzel müziğe kulağı açık olanları ise tatmin edecek nitelikte bir yapım.
bu durumun öncelikli sebebi albümde fazlasıyla blues etkileşimleri yakalıyor oluşumuz. klasik blues disiplininden esinlenilmiş bas yürüyüşleri blues etkileşimlerini fazlasıyla kuvvetli kılıyor. tabi müziğin tarzındaki bu 'geriye dönüş' sözlerde de kendisini hissediyor. demek istediğini doğrudan söyleyen bir gildenlöw var vokalde. bu kimilerince doğru bir hamle olarak yorumlansa da 'fiziksel aşk' ile ilgili sözler duymak istemiyor bünye PoS gibi entelektüel bir gruptan.
bir diğer önemli değişim doğal olarak davulda gözleniyor. leo margarit jaz davula yakın stiliyle grubun çehresini değiştiren en önemli etmen galiba. çok yaratıcı bir davulcu olduğunu söyleyemem -özellikle johan langell'den sonra- fakat jaz davulu çok seviyor oluşum bu değişimi eleştirmemi engelliyor.
albümde sivrilen bir diğer nokta gitar tonu. hallgren scorpions tarzı gitar tonları kullanmış. nostaljik olduğu kadar güzel bi etkileşim olmuş, duygu elementini canlı tutmak mevzunda başarılı bir hamle olmuş.
vokalde gildenlöw bildiğimiz gibi...PoS un alıştığımız çoklu vokal stili ise bu albümde de çok güzel yer almış. bazen kilise korosu tadında, atmosferik bir tarzda karşımıza çıkan vokaller bazen gildenlöw ün çığlıklarıyla grunge bir tarz yakalayıveriyor.
PoS oldukça yeni bir yol seçmiş durumda...bu onlara bir çok fan kaybettirecek muhtemelen, fakat yenilerini kazanmak konusunda da oldukça şanslı gibiler. ne olursa olsun saygı duyulacak bir iş yaptıkları, zira hiçbir zaman 'verelim tekniği, verelim soloyu' deyip iş yapmadılar, aksine bu anlayıştan hep uzak durdular. bu yüzden progresif rak camiasının yıldızları arasında yerini sağlamlaştırdılar bu albümle bana kalırsa. keyifli dinlemeler....

KING CRIMSON
THE POWER TO BELIEVE
omardiyejon | 07.05.2010
king crimson ın müzik kariyerinin 34 üncü yılında alemlere saldığı canavar albümüdür the power to believe. müzikal olgunluğun, yaladım yuttum ama salmadım tavrının müzikseverlerin ağzını açık bırakacak derecede etkili sergilendiği bu başyapıt kanaatimce en iyi 5 king crimson albümü arasında rahatça yer alır.

albümde adrian belew gitar ve vokal görevini üstlenmiş, vokal konusunda kendisini yaşının da verdiği zorlukla fazla zorlamayan belew özellikle gitarda muhteşem iş yapmış; avantgarde sololar, fripp ile muhteşem bir uyum. tabi vokal yaptığı şarkılarda da oldukça başarılı, zorlamamış olması olumsuz bir anlam ibare etmiyor. pat mastelotto açıkçası elektronik davula olan ön yargımı bariz bir şekilde kırdı bu albümle. özellikle 'level five' adlı şarkıda davullara dikkat, gerçekten mühendislik harikası gibi ritmler. trey gunn warr guitar çalmış bu albümde, kendisi bildiğim kadarıyla fripp in kendi kurduğu akademisinde öğrenci imiş zaten, oldukça başarılı o da. fripp...onun için söylenebilecek bir söz yok. hayatımda belki hiç gitar çalamıycam, evet; fakat kendisi bir müzisyen olarak her zaman idolüm olacaktır. dünyanın en 'ilerici' müzisyeni sıfatı, üzerine bol gelecek bir sıfat değil asla.

şarkılara gelince; the power to believe ler part 2 dışında genel olarak geçiş havasında parçalar, biraz ambient havaları var. esas bombalar level five ile başlıyor. en beğendiğim king crimson şarkılarından birisi oluverdi level five, muhteşem bir teknik. elektrik yine öyle, fripp imzası taşıyan bi şarkı, albümün kc a ait olduğunu bilmeden dinlesem bu şarkıyı fripp yapmış diyebilirim rahatlıkla. facts of life yine leziz bi şarkı, saykodelik sözleri oldukça anlam barındıran sözler, şarkının sonuna doğru fripp belew uyumuna dikkat. eyes wide open albümün 'hit'i niteliğinde, en iyi parça değil kesinlikle fakat ilk dinlendiğinde en akılda kalan parça denilebilir. dangerous curves yine enteresan bi parça, onda da ambient havası seziliyor. benim favorim ise happy with what you have to be happy with..çok teknik, nefis sözler..progresif müzik tanımına bire bir uyan hatta onu genişleten bir şarkı.

2003 yılında çıkmış bir king crimson albümü olması itibariyle genel olarak göz ardı edilen bu albüme dikkat edelim, müziğe olan bakış açımızı kesinlikle değiştirebilecek bir albüm...

JANE
TOGETHER
bay.c | 07.05.2010
Aklımızı başımızdan alan bir hammond sound'u, yürek söken gitar soloları, bambaşka bir vokal performansı, blues, progresif rock, calassic rock...Başyapıt bir albümün kısa bir özeti..."Daytime".

Açılışı yapan albüm ile aynı adı taşıyan "Daytime" ( Unutulmaz "BNRP" playlistinin, Loser Club oluşumu'nun en önemli şarkılarından biri... ) ile yoğun bir hüzün bomabardımanı sonucu bünyeleri allak bullak eden bu albüm yaklaşık "45" dakika boyunca bir an bile ödün vermediği yoğun müzikal kalitesiyle yerel anlamda Alman'ların, global bazda tüm zamanların progresif rock listelerinde üst sıralarda yer almayı sonuna kadar hakeden bir kayıt.

Bundan "38" yıl önce, Klaus Hess'in öldürücü soloları ile aman vermediği, Werner Nadolny'ın, art arda patlayan mükemmel ötesi hammond sedalarıyla albümü sırtlayan en önemli isimlerden biri olduğu, Berndt Pulst'un güçlü vokaliyle aklımızı başımızdan aldığı, yakın zamanlarda kaybettiğimiz davulcu Peter Panka'nın ve basçı Caharly Maucher'ın albümün ağır ritim işçiliğini başarıyla yerine getirdiği bu kayıt; günümüzde progresif rock'ı takip eden dinleyici ve müzisyenler için en önemli referans kaynaklarından biri olma özelliğini korumaya devam ediyor.

HARMONIUM
SI ON AVAIT BESOIN D'UNE CINQUIèME SAISON
Al | 24.04.2010
"Si On Avait Besoin d'Une Ciquème Saison" (Eğer beşinci bir mevsime ihtiyacımız olsaydı) grubun üç albümlük diskografisindeki en göze çarpan çalışması olarak kabul edilebilir. Şüphesiz Antonio Vivaldi'nin "Dört Mevsim" eserinden yola çıkarılarak oluşturulan eser romantik duygularla bir beşinci mevsim arayışı içinde. mevcut dört mevsimi kendine göre yorumlayan grup, 20 dakikalık epik "Histoires sans paroles" (Sözsüz Öyküler) parçası ile beşinci bir mevsim arayışına giriyor. aynı zamanda "Beşinci Mevsim" olarak da geçen parçadaki flüt kullanımı, mellotron ve piyano dinleyiciye tanıdık gelecek kompozisyonlar sunuyor. Özellikle parçanın başında ve sonunda bulunan flüt solosunun bir Türk şarkıcısı tarafından araklanıp kullanıldığını bile söyleyebilirim ama henüz bulamadım bahsettiğim parçası. parçanın ortalarındaki vokal solo ise bambaşka bir boyut katıyor parçaya. albümün bir yerinde iki saniyelik bass davul hariç davul kullanılmadığı düşündüğümüzde, pastoral imgenin verilmesinde gitar rtimlerinin ve flütün büyük etkisi olduğunu söyleyebiliriz. öte yandan davulun mevcut olmaması bas gitar için de büyük avantaj sağlamış durumda; hem parçanın akışını bizzat kontrol eden, hem de kendini ön plana çıkartabilen bir bas gitar var. bunu "Vert" parçası ile örneklendirebiliriz.

Vokallerde Quebec Fransız aksanı kullanıldığı için liriklerin anlaşılması zorlaşıyor diyebilirim benim açımdan. öte yandan bir çok sözcüğü yutan vokal, bunu şiirsel liriklerin armonik bir şekilde seslendirilmesi için yapıyor. bolca vokal solo da bulunduran albüm bu bakımdan entrümental yapısı kadar vokal ve lirikler açısından da iddalı. "Histoires Sans Paroles" parçasını biraz bu önermenin dışında tutmakta yarar var.

Yeşil anlamına gelip ilkbaharı simgeleyen "Vert" saykodelik başlayıp folk bir yapı alırken, "Dixie" parçası için country müziğinden yola çıkarak kendi pastoral folk yapısını oluşturduğunu söyleyebiliriz. albümün en eğlenceli enstrüman kullanımını sunan parça yaz mevsimi adına yazılmış; nitekim dixie kelimesi yazı ifade eder. "Depuis L'automne" parçası da sonbaharın hüzünlü yapısından yola çıkarak yalnızlık, yorgunluk ve uzaklaşma isteği üzerinde duruyor. climatic bir yapısı da olan parça ilk iki parçadan daha farklı bir yapıya sahip. Son olarak "En plein face" parçası insanda karla kaplı bir açık alanda koşuşturma hissi ile sıcak evinde camdan yağan kar-ı izlerken kahve kokusunun buruna gelmesi hissi arasında bir çizgi oluşturuyor.

Sakin, dingin ve neşe, hayat dolu albümlerden hoşlanıyorsanız sizi derinden etkileyebilecek bir albüm. Folk yapısından dolayı çekimser yaklaşıyorsanız albüme, grubun farklı bir folk anlayışı benimsediğini söylebilirim ilginizi yoğunlaştırmanız için. Jethro Tull vari fakat onun gibi fazlasıyla alıp götüren gaz bir yapısı yok. daha çok Maneige'in "Les Porches de Notre-Dame" parçasındaki davulun çıkartılmış hali gibi Harmonium.

DüN
EROS
Al | 24.04.2010
Fransalardan gelen tek albümlük grup kendisi. Aslında deli gibi dinlemediğim bir tür olan Zeuhl yapıyor diyebiliriz Magma gibi. Asıl ilginç olan ve benim dikkatimi çeken zamanında deli gibi Dune evreni ile alakalı progressive bir şeyler yapmış olan grup araken karşıma çıkması. Asıl sorun ise albümü dinlerken pek alaka kuramamış olmam. Yani parça isimleri hariç bana Dune'u hatırlatan pek bir atmosfer bulamadım. Ayrıca Eros'la alakalı da bir şey göremedim albümde. İlginç isimler koymuşlar elemanlar parçalara ve albüme. Aynı zamanda yanılmıyorsam Fransızlar Dune'u Dün olarak okuyorlar, bu da herhalde grubun isminin çıkış noktası olabilir. Ama Fransızcada ü harfi yoktur, pek çözemedim.

Lakin tabii ki bu pek bir şey ifade etmiyor. Çünkü şahane bir albüm yapmış elemanlar. Zeuhl olması haliyle davulun ve bassın daha ön planda olduğunu görüyoruz. Perküsyon da albümde önemli bir yer tutuyor. Ara sıra sakinleşiyor, sonra hepsi bir tozutuyor, özellikle bu tozutma durumların flüt bir Ian Anderson havası veriyor. parçaların tümünde, özellikle Arrakis parçasında davul parçayı sürükleyen ve geçişleri sağlayan aksak ritimler oluştuyor. Davulun sololarının da harikalığından bahsetmemek olmaz. Parçalardan şarkı söyleyen bir eleman da yok, enstrümantal takılmışlar.

Albüm dört parçadan oluşmuş olsa da elemanlar parçaların üçüne alternatif de yapmışlar bir de Acoustic Fremen eklemişler. Sanırım son dört parça remastered tarzı bir çalışma sonrasında albüme eklenmiş.

 
4
5
6
7
8
9
 
Progturk , Hürriyet Gazetesinde :-)
Foxtrot ve Script For A Jester's Tear İncelemeleri
Progressive Rock'ın Acı Kaybı, Chris Squire.
Asia Minor'dan Eril Tekeli-Progturk Buluşması.
Asia Minor Yıllar Sonra Yeniden Bir Arada.
Progturk Twitter'da
Clepsydra ve Collage geri döndü!
Camel İstanbul Konseri ? Neden Olmasın
Karnataka ve Çağrı Tozluoğlu Röportajı
Camel Geri Dönüyor !!!
 
 
 


2006 - 2010 Progturk.com
Bu site progarchives.com'dan esinlenerek hayata geçirilmiştir.
Destek: Last.fm ProgressiveTR grubu
Kodlama ve Tasarım: Anıl "megamefta" Okay