Kullanıcı Girişi | Üyelik
 
 
EMERSON LAKE AND PALMER
WORKS VOL.2
b4usleep | 08.07.2010
ELP'nin duraklama yıllarına ait ve Brain Salad Surgery için kaydedip albüme almadıkları üç parça (Tiger in the Spotlight, When Apple Blossoms...,Brain Salad Surgery) ve Works Vol.1'den arta kalan parçalar için yaptığı bir albüm. Hal böyle olunca fazla birşey ummak doğru olmamakla birlikte kıymet edecek parçalar da yok değil. Ancak öncelikle belirtilmesi gereken şey albümün ayaklarının yere basmadığıdır. Ne müzikal ne de kavramsal bütünlüğü vardır. Avant-Garde, blues, dixie land, rock'n roll, ballad bunların hepsini bir bir albümde bulabilirsiniz. Ancak ELP yine de tam ölmemiştir ve "When apple blossoms....", "Bullfrog" ve "Close but not touching" gibi gerçekten güzel parçalara yer verebilmiştir.

DEVIN TOWNSEND
ZILTOID THE OMNISCIENT
Al | 23.06.2010
son üç dört aydır arada bir Ziltoid haricinde bir şeyler dinliyorum. genel olarak Townsend'e değil ama Ziltoid albümüne hayran kaldım. Konunun boş kalmaması ve konuyu canlı tutmak adına kendi blog'uma yazdığım yazıyı buraya kopyalayacağım izninizle;

Hani hep düşünürüm neden bu progressive metal yapan müzisyenler kendilerini çok ciddiye alır diye. Dream Theater her yönüyle en mükemmelini biz yapıyoruz duruşu sergilemeye çalışır, Pain of Salvation sürekli bir anlam arayışı içerisinde hikayeler anlatır, bunalıma sürüklemeye çalışır, Green Carnation bir saatlik şarkı yapmaya çalışır, Ayreon başka bir alem zaten, ne yapmaya çalıştıklarını onların da bildiğini sanmıyorum pek.

Devin Townsend, benim hiç beklemediğim bir tarz ile; "Neden komik progressive rock yok? Progressive müzik sınırları zorlamak üzerine değil midir?" sorumu cevapladı. Ziltoid, kahveye bayılan, dördüncü boyuttan her şeyin hakimi bir yaratık. Büyük savaş filoları var ve kahve içmek için Yerküre'ye geliyor. Haliyle kibirinden dolayı, verilen kahveyi beğenmiyor ve Yerküre'ye savaş açıyor. Hezimete uğruyor ve uzayda dolaşmaya başlıyor. Beşinci boyutun gezegen yokeden varlığına gidip yardım istiyor, Evrenin ve her şeyin yaratıcına gidip akıl danışıyor. Meğersem evrenin ve her şeyin yaratıcı ot çekip kafayı bulan, kendi halinde bir elemanmış. Ama özlü sözler vermekten geri kalmıyor. Kendini çok ciddiye alan bir ana karaktere sahibiz. Bu da başına gelen olayların absürtlük derecelerini kat kat arttırıyor. Bu yüzden albümdeki tüm karakter Otostopçu'nun Galaksi Rehberi'nden fırlamış gibi davranırken, olaylar da bir o kadar bilim kurgu klasiğine bölüm olacak kadar garip bir komiklik içeriyor.


Ziltoid'un ciddiliğini özellikle müziğin sertliğinden alıyoruz. Ziltoid sahneye giriş yaptığında veya bir tehditte bulunduğunda gitar ve davul da sert giriyor şarkıya. Fakat olayın komikliği, müziğin sertliğiyle birleşince tezaklıktan dolayı daha da komik bir sunum ortaya çıkıyor. Kısacası her parçadaki diyalog ve konuşmalar akılda kalıcı olduğu kadar, melodiler de kafanıza takılıp kalıyor.

Konsept albümde dinlerken karşılaşacaklarınız aşağı yukarı bu tarz şeyler. Anlatınca pek komik gelmiyor haliyle fakat şarkıların başlarında, ortalarında geçen diyaloglar ve anlatıcının kullandığı dil hikayeyi size sunarken aynı zamanda tonlamalar ve içerik ile keyifli bir o kadar da komik dakikalar geçirmenizi sağlıyor.

Townshend albümde duyduğunuz her enstrümanı kendisi çalmış, kaydetmiş ve bir sürü şeyini kendisi halletmiş. Belki de tek başına çalıştığı için bu kadar rahat ve eğlenceli bir albüm yaratmayı başarmış; Ne fikrinin uyuşması gereken bir başka grup elemanı var, ne de önerine gereksiz burun kıvırmalar yapacak kendini çekemeyen başka bir grup üyesi var. Townshend bu noktada kendisini de komedinin içine katıyor. Şöyle ki, Ziltoidia Attaxx! parçasında adam gitar solosu atmadan önce Ziltoid'un ağzından; "Check this out; it's simple" deyip girebiliyor solosuna ardından; "I'm the greatest guitar player ever lived!" diyebiliyor. Ama ne de olsa Ziltoid sadece bir "Nerd."

Progressive Rock artık komik olmayı başarabilmiş bir tür. Bu komikliği tür olarak "Comedy" şeklinde tag'lenen grupların ki ile karşılaştırmıyorum, Grup Vitamin ya da Lonely Island komiktir ama müzik adına yapmazlar esprilerini, komedi adına yaparlar. Gong zamanında belki eğlenceli müzik yapmıştır ama komediyi müziğe yedirebilmek ve melodiyi komik yapabilmek sanırım Devin Townsend ile mümkün kılınmıştır.

657
ÇATLAK
bay.c | 18.06.2010
657'ye tabii, 'Ankara Devlet Opera ve Bale' kurumunda görev yapan müzik hocası memurların oluşturduğu, bu vesileyle isimlerini '657' koyan bir topluluk ve onlardan gelen Türk Progresif Rock tarihinde hakkını teslim etmeden diplere savrulmasına gönlümüzün razı gelmediği müthiş bir albüm, 'Çatlak'.

Albüm, '1996' yılında İzzet Öz Prodüksiyonun'da ilk olarak piyasa'ya çıktığında, televizyonlarda dönmeye başlayan ' Yunus'ça klibi ile birlikte grup üyelerinin, beyan ettiği Opera ile Rock müziği birleştirme çabalarının boşa gitmediğini gözlemleme olanağına kavuşmuştuk. Tenor ve bariton tonlarda vokal yapan opera eğitimli iki vokalistin ve onlara eşlik eden üst düzey bir enstrüman performansı gösteren diğer üyelerin katkıları ile Progresif Rock tarihimiz'de ' başyapıt' sıfatını sonuna kadar haketmiş albümlerden biridir ' Çatlak'.

Yunus'ça da, Opera Rock espirsinin, heavy tonlara kayan göz kamaştırıcı örneği ve arada ki sufi müzik göndermeleri, 'Yurdum'un Güzel insanı' isimli şarkıda üst düzey müzikalite'nin yanın da, protest kelimesinin hakkını sonuna kadar veren vurucu, sosyal taşlama'nın tavan yaptığı sözlere tanık oluşumuz, albüme ismini veren, 'Çatlak'da vodvil havasında ki espirili vokallere görkemli bir dekor görevi gören sürekli değişen ritim ve melodilerin bize Gentle Giant'i hatırlatığı ilginç müzikal yapı, 'Dolunay'da hakim olan melankoli ve diğer şarkılar, Türk Rock müziğine böyle bir albümü hediye eden grup üyelerini avuçlarımız patlayıncaya dek alkışlamamızı sağlıyor.

657, ülkemiz adına Progresif müziğin hakkını elinden geldiğince vermişken, ben de en azından kendi adıma, Progturk'ün, 'Türk' kelimesinin hakkını vermek amacıyla, bu topraklarda pek ilgi görmeyen bir tarzda, kısıtlı olanaklarına rağmen elini taşına koyup bir şeyler üretmiş grup ve müzisyenlere, saygı ve teşekkür anlamında yerli topluluklara kritiklerimde daha fazla yer vermeyi vaat ederek, bir başka Türk Progresif Rock grubu krıtiğinde görüşmek üzere yorumlarımı-şimdilik- burada noktalıyorum.

JADIS
MORE THAN MEETS THE EYE
bay.c | 10.06.2010
Neo progresif tarzın önemli klavyecilerinden, Martin Orford'un ilk aşkı IQ'dan ayrılmasına sebep olan ikinci sevgilisi Jadis, 1990'lı yılların başında halen IQ'nun aktif üyelerinden biri olan son dönemlerde bas gitarın gözde isimlerinden John Jowitt, oldukça yetenekli gitarist Gary Chandler ve davulcu Stephen Christey tarafından kuruldu.

Jadis, Progresif Rock'a getirdikleri daha çok AOR'a göz kırpan farklı bir soluk ile müzik yaşantısını günümüze dek sürdürmeyi başarmıştır. Konu edindiğimiz ilk albümleri olan, 'Moren Than Meets the Eye' kariyerlerinin sonraki dönemlerinde yönelecekleri daha farklı bir sound öncesinde büyük ölçüde klasik Progresif temalara bağlı bir kayıt olarak göze çarpmaktadır.

Piyasa'ya çıktığı 1992 yılı değerlendirmelerinde ' Classic Rock' dergisi tarafından, 'yılın albümü' payesiyle onurlandırılan ' More than Meets the Eye' her yönü ile bu değerlendirmeyi sonuna kadar hakeden bir başyapıttır. Geleneksel ve Modern Progresif Rock'ı başarılı bir şekilde buluşturan albüm, yüksek teknik hakimiyet ile yüksek duygu yoğunluğu'nu mükemmel bir şekilde dengeleyen bir kayıt olarak dikkat çekmektedir. Gary Chandler'in yer yer Rothery ve Latimer'e öykünen dinleyini kapıp götüren gitar tekniği ve başarılı vokalleri, Martin Orford'un olağanüstü klavye pasajları albümü sürükleyen en önemli unsurlar olarak görülmektedir.

Bu gün tüm otoritelerce Neo Progresif rock klasiği şarkılar olarak kabul edilen, 'Wonderful World' ve unutulmaz enstrümantel 'Holding Your Breath'i barındıran bu albümü 1990 sonrası Progresif Rock takipçilerine özellikle tavsiye ediyorum.

PAT METHENY GROUP
THE WAY UP
Pibroch | 06.06.2010
Evet, aslında Pat Metheny günümüzün en büyük jazz müzisyenlerinden biridir. Solo albümlerden, caz trioalarına, büyük orkestralara kadar çok sayıda jazz albümüne imza atmış yaşayan gitar efsanelerinden biridir. Ama Pat Metheny Group adındaki grubu, bence progressive müzik deyince atlanmaması gereken bir grup olduğu için ve özellikle bu albümü bir şahaser olduğu için tanıtmadan geçemezdik.
Pat Metheny Group, Pat Metheny'nin klavyeci Lyle Mays ile 30 yılı aşkındır müzik yaptığı bir grup. Bu grubu jazz, rock, avant garde gibi bir kalıba sokmak büyük yanlış olur. Adamlar müzik yapıyorlar. Özellikle The Way Up adlı albümü ile ise efsanevi progressive rock gruplarının oluşturmayı başarabildikleri atmosferi oluşturabiliyorlar ve çoğu zaman da geçiyorlar. Albüm klasik müzik eserlerinin yapısını barındıran, jazz'ın serüvenci armonik yapısından bolca yararlanan, müthiş bir tema üzerine kurulan ve bu temanın albüm boyunca çeşitli açılardan ele alındığı tam anlamıyla progressive konsept bir albüm.
Temanın üzerine oturduğu melodi son derece basit ve akılda kalıcı ve öyle bir armonik yapıyla sarmalanmış ki, temanın bütünlüğü algılandığında müzikal doyumun zirvesine ulaşılıyor. 4 uzun bölümden oluşuyor ve içerisinde bildiğimiz konsept yapıları barındırıyor ve bambaşka bir dünya yaratma konusunda en muazzam örneklerden birini oluşturuyor. Müthiş armoni bilgilerini, kanıtlanmış enstrümanclıklarını ve en önemlisi inanılmaz bir yaratıcılığı/zevki barındıran konsept bir eser.
Bu albümü "ben gerçekten Pink Floyd, Yes, Jethro Tull, Camel gibi gruplardan haz alıyorum" diyen müzikseverlerin muhakkak dinlemesi lazım. Jazz armonilerine uzak veya hoşlanmayan kulakların öncelikle biraz tuhaf karşılayabileceği ama sık şans verilirse, bir örneğinin daha bulunmadığı bir albüm olduğunun anlaşılması ile kesinlikle pişmanlık duyulmayacak bir albümdür. Günümüz progressive müziği böyle bir şey olmalı. Gerçek bir sanat yapıtı.

ARAGON
ROCKING HORSE AND OTHER STORIES
bay.c | 04.06.2010
Avustralya Rock müzikte, ' Australian Rock' olarak isimlendirilen bir ekol yaratmış önemli ülkelerden biridir. Bu topraklardan çıkan AC/DC, Nick Cave, Inxs, gibi büyük müzik adamları bu ekolden aklımıza ilk gelen isimlerdendir. Aborjinlerin ve kanguruların gizemli ülkesi, Rock alanında bu kadar ışıltılıyken işin Progresif Rock boyutuna geldiğinde, tam aksine oldukça sönük bir durumda bulunmaktadır aslında. Şu sıralar bu tarzın dinleyicilerinin gözdesi olan gruplardan Unitopia - onlarda ne kadar bilinir orası ayrı konu- dışında çok da fazla ön plana çıkmış bir grup ile karşılaşıldığı söylenemez.

Neo-Progresif kategorisinde sessiz ama derinden bir iz bırakmış, Aragon'a gelecek olursak; grup "birleşmiş milletler" tadında değişik ülkelerden gelip ( İtalya, İskoçya, Almanya, Yunanistan) Melbourne şehrine yerleşmiş müzisyenlerden oluşmuştur. Topluluk 1987 yılında Fish'in ayrılması ile sona eren erken dönem Marillion soundu'na beslediği büyük hayranlık sonucu aynı yıl içinde bir araya gelerek, bir nevi "Fish'in bitirdiği yerden biz başlıyoruz" deklarasyonu'nu yaratmış oldukları müzik ile Progresif Rock dünyasına göndermişlerdir.

Rocking Horse And Other Stories albümü grubun üçüncü stüdyo kaydıdır. Bu albüm, otoritelerce grubun en başarılı çalışması olarak gösterilmiştir. Bu başarı, grup üyelerinin zor olanı, basitteki derinliği yakalamaları, kimi Progresif Rock topluluklarda görülen soğuk mantık tuzağına düşmemeden teknik-duygu terazisini dengede tutmaları sonuç olarak oldukça samimi bir müzik yaratmaları sayesinde gelmiştir. İlk albüm, 'Don't Bring The Rain'de harikalar yaratan davulcu Tony Italia'nın ayrılması sonucu ritim sorununu mecburen davul programları ile çözmek zorunda kalan klavyeci 'Tom Behrsing' bu handikapa rağmen albümde mekanik bir sound hissedilmemesini sağlamayı başarmıştır. Bunun yanında, Bershing ana enstrümanı olan tuşlu çalgılarda ki mükemmel performansıyla bu kaydın en önemli isimlerinden biri olarak göze çarpmaktadır. Yine ilk albümde daha aktif görünmesine nazaran bu albümde görev adamı görüntüsünde ki gitarist John Poloyannis üsütüne düşeni fazlasıyla yerine getirmiştir. Fish- Geddy Lee arası bambaşka bir ses, muhteşem bir yorumcu olarak nitelendirilebilecek vokalist Les Dougan'ın, Fish mirası benzersiz teathral vokalleri, albümün kült bir başyapıt haline gelmesini sağlayan en önemli unsurdur.

Albümde hakim olan dramatik ve karanlık hava, dinleyenlerin üstüne zaman zaman kabus gibi çöküp yoğun kasvet havası ile psikolojiyi sarsar gibi olsa da yine de dinlemekten vazgeçemeyip, "acaba ben mazoşistmiyim?" sorusunu sorduran bu albümü, kendini merdiveni olmayan derin ve karanlık kuyalara atmak isteyen melankoli sevdalısı dinleyecilere tavsiye ediyorum.

 
3
4
5
6
7
8
9
 
Progturk , Hürriyet Gazetesinde :-)
Foxtrot ve Script For A Jester's Tear İncelemeleri
Progressive Rock'ın Acı Kaybı, Chris Squire.
Asia Minor'dan Eril Tekeli-Progturk Buluşması.
Asia Minor Yıllar Sonra Yeniden Bir Arada.
Progturk Twitter'da
Clepsydra ve Collage geri döndü!
Camel İstanbul Konseri ? Neden Olmasın
Karnataka ve Çağrı Tozluoğlu Röportajı
Camel Geri Dönüyor !!!
 
 
 


2006 - 2010 Progturk.com
Bu site progarchives.com'dan esinlenerek hayata geçirilmiştir.
Destek: Last.fm ProgressiveTR grubu
Kodlama ve Tasarım: Anıl "megamefta" Okay