Kullanıcı Girişi | Üyelik
Henüz onaylanmamış bir albüm bilgisi. Anasayfaya dönmek için tıklayın.
Can
Tarz : Krautrock
Ülke : Almanya

Krautrock belki hiçbir zaman şimdiki ilgiyi görmemiştir ve bu ilginin nedeninin 90'lar dediğimiz olguyla ilgili olduğunu düşünüyorum. Alternatiflerin tükendiği ve kendi ironisi içinde sirkule olmaya başlayan doksanların müziği artık popüler postmoderliğini yaşıyor.

Ekletizmin uzantısı olan farklı kaynakların kullanımı, otantik avant-gardizm. yaratıcının ölümü.... teorik postmodernizmin bu yönleri bugün dinlenilen hemen hemen bütün müziklerin yapısında bulunabilir : sırasıyla Beastie Boys, Nusret Fateh Ali Khan ve post-rock'un bütün kahramanları örnek olarak verilebilir.

Bir de Can var! Grup alarak bugünün post-rock felsefesini 70'lerde sessizce mayalayanlar.
Can hakkında son 10 yılda yazılanlar daha önce yazılanların toplamından fazla. Bunun nedeni, yukarıda bahsettiğimiz değişimlere duyarlı olmaları ve bir ölçüde öncülük etmeleridir.

Dağılma yıllarından bugüne kadar Can'in sağda solda etkilediği gruplar gittikçe artmakta: The Fail (İngiliz krautrock yaptığı iddia edilen post-punk topluluk), Public İmage Ltd (ve tabi ki Jah Whobble), Bozzcocks, Sonic Youth (Set The Nature Secene' en ilginç kraut örneğidir) gibi punk toplulukları, The orb gibi techno, Tortoise, Quickspace, Laika, Gastr Del Sol Post-rock elektronika gruplar...bunların yanında 'Jazz' dergisi Zen'in 'tanbul' albümünde Can ve Faust'un etkilerini buluyor...!

97'de çıkan 'Sacrilege tribute to Can' albümü bu ilginin en büyük göstergesi. Sacrilege ile beraber Can'in ilginç bir şekilde yayılımı ve popülerleşmesi görüldü, çünkü yukarıdaki saydığımız grupların yanısıra bu 'tribut' albümde Brian Eno, Steve Hillage (system 7) gibi dinozorların bulunması, gruba duyulan ilginin (ne yazık ki) 'ağır' legalizasyonunu
temellendiriyor.

Can bilin(me)diği gibi 1968'de Köln'de kurulan bir alman topluluğudur. Belli başlı diğer alman topluluklarıyla beraber (Faust, Amon Düül I ve II, Neu, Guru Guru, Cluster, Kraftwerk...) Krautrock veya Lahana Rock anlamına gelen müzik akımının içindedirler. Genel anlamda alman rock müziğini nitelendirmek için kullanıldığında Krautrock, anglo-saxon kültür emperyalizminin stilistik dayatmalarına karşı gelen bir akım anlamına geliyordu. Fakat bunu German ruhuyla ilgili herhangi bir para-milliyetçilikle ilişkilendirmek yanlıştır, globalleşmeye karşı bir postmodern alternatif olarak düşünülebilir. Bundan dolayı olsa gerek ki URBAN motifler bu tarzda çok belirgin olmaktadır.

Brian Eno'nun çok iyi bir şekilde tanımladığı gibi krautrock 'çalınan ve yaşanan felsefeydi'. Yeni sol çevresinde 'LSD', Dada ve Zen'den esin alan tamamen anarşizan bir felsefeydi. Simon Reynolds'un Sampladelic olarak adlandırdığı bu tarzın kökleri ayrıntılarında saklıdır: Pink Floyd'un 'The Piper at the Gatest of Dawn' ve 'Saucerful of Secrets' albümleri, The Velvet Underground, Mother Of Invention, Kari Heinz Stockhausen gibi elektronikçiler ve bilumum minimalist müzisyen. Ortak bir sound olmaması sorun değildi, çünkü kraut, yıkılan bir kültürün yeniden dez-oluşturmasıydı ve farklılık en tuhaf özelliğiydi.

Can kurulduğunda elemanların ortalama yaşı 30'un üzerindeydi ve hepsi akademik eğitim almış jazzcı ve avant-garde müzisyenlerdi. Holger Czukay (bass), daha 1958'de 'Holger Schuerin Jazz Band'i ile katıldığı bir jazz festivalinde tarzı belirsiz diye DİSKALİFİYE oldu. 1962'de Berlin'de Stockhausen'in düzenlediği uluslararası minimalist-elektronik festivali izledikten sonra (katılanların arasında John Cage'de varmış) jazz'ı bırakıp birkaç yıl sonra Stockhausen'in öğrencisi olmuş. Dortmundt Academy'de orkestra şefliği eğitimini almış olan Irmin Schmidt'te Stockhausen'in öğrencisiydi. İlk kadro Can üyelerinden Amerikalı avant-garde bestecisi David Johnson'da 1963'ten 65'e kadar Stockhausen ile çalışmıştı. Karl Heinz Stockhaıısen alman asıllı elektronik denemeler yapan teorik ve pratik bir minimalist müzisyendi. 50'lerin sonunda ve 60'larda yaptığı besteleriyle kendisini modern sonrası akademik müzisyenler listesine sokmayı başarmıştır. Can sound'unun oluşumunda büyük rolü olan bu müzisyen Czukay'ın anlattığı parodikal bir anekdota göre grubun kurulmasına da dolaylı bir şekilde neden olmuştur.

'Perfect sound Forever' dergisi için (şubat '97) Billy Bob Hargus'a Czukay röportajında şöyle anlatıyordu (kurziv bana ait) : "60'ların başında Stockhausen'in dinlediğim bir konserinin bitiminde, izleyicilerden biri üstad'a şöyle seslendi; 'Aslında siz hilekar ve şarlatanın tekisiniz. Yapmak istediğiniz bu deneysel müziklerden tek amacınız bizden para yemek" Sakince dinleyen Stockhausen şöyle cevap verdi: "Hayır dostum. Bu müzikte amacımın para kazanmak olmadığından emin olabilirsin, çünkü çok zengin bir kızla evlendim." Bunu duyduktan sonra ben de zengin bir kızla evlenmeye karar verdim. Bunun için gittiğim Isviçrede çok zengin bir kızla tanıştım ve o kızın paralarıyla satın aldığım kayıt cihazı ve diğer elektronik cihazlar ile CAN grubu kuruldu."

Grubun diğer üyesi Jaki Liebezeit (vurmalılar) bir sürü free-jazz grupta çalışmış ve ilginç bir tekniğe sahip perkusyonist. Michael Karoli diğerlerinden on yaş küçüktü ve akademik altyapıya sahip olmayan tek elamandı. Birkaç önemsiz jazz rock topluluğunda gitar olan Karoli, çalmaya Hendrix'ten esinlenerek başlamış.

Henüz kurulma aşamasındayken, Irmin ve Hildegard Schmidt'in tanıdığı olan Amerikalı karizmatik heykeltraş Malcolm Mooney vokal olarak gruba dahil edildi. Mooney daha önce hiç şarkı söylememişti.
Nasıl bir müzik yapacaklarına hala karar veremeyen CAN o zaman I.S. (Inner Space) olarak tanınmaktaydı. Schloss Norvenich'te bir Picasso sergisinde üç saat çaldıktan sonra deneysel 'rock' yapmaya karar verildi ve Mooney'in önerisiyle I.S ismi başka bir akronime dönüştü C.A.N. (Cannibalism Anarchism Nihillism)!
Sergide sürekli ritmik bir yapı içerisinde oluşturulan müzik Mooney'in üç saat boyunca 'Upstairs, downstairs' sözleriyle devam etmiştir.

CAN'in primitivizmini kendi estetik anlayışından uzak bulan Johnson, yıl sonunda gruptan ayrılmıştır, beraber tek kaydettikleri şey 'Kama Sutra Parts 1&2' isimli single olmuştur.

Böylece beş kişilik kadro -Czukay, Schmidt, Karoli, Liebezeit ve Mooney- Köln dışındaki bir kaleye taşınarak basit iki kanallı kayıt cihazlarında hazırladıkları demo'ları farklı müzik şirketlerine gönderiyorlardı. Büyük bir ihtimalle kabul edilmeyen bu demoların materyallerini oluşturan parçalar 1981'de "Delay 68" albümü olarak günışığma çıktı. "Delay'i dinlediğimizde bugüne kadar 'taze' kalabilmiş bir sound ile karşı karşıya kalıyoruz. Ritmik, hareketli, hızlı ve deneysel bir proto-punk.Özellikle açılış parçası olan "Butterfly', Thief ve Little Star of Betlehem' (Hz. İsa konulu ilginç bir parodi) parçaları CAN klasikleri arasındadır.

1969 yılında CAN kendi imkanlarıyla 600 örneğini bastırdıkları 'Monster Movie' albümünü çıkardı. Aralık ayında United Artists ile yaptıkları anlaşma sayesinde albüm daha büyük bir dağıtımla piyasaya dahil edildi. Rock tarihinde böyle devrimsel ve yıkıcı bir debut albüme zor rastlanmaktadır. İlk albümle başlayan filim saplantısı bütün yaratım süresi boyunca devam ctmektedir. CAN'in bütün albümleri birer Soundtrack gibi dinlenebilir.

Albümün açılış parçasını dinlediğinizde o zaman yapılan şeylerden ne kadar farklı bir atmosfer olduğunu hemen anlayacaksınız. "Father Cannot Yell" Velvet Underground ve Mothers of Invention'un büyüsel (şamanik) evliliğiydi sanki. Ritmik gitar, hızlı bas, ilkel davul, galaktik org ve bunlarla beraber konuşan vokal parçayı ayinsel bir komplekse dönüştürüyor. Bu CAN'in kaydettiği ilk parçaydı.

İkinci parça 'Mary, Mary So Contrary', 'şarkı' şeklindeki, agoni içinde kıvrılan dışavurumsal bir balad. P. Starstedt 'Where Do You Go (my Lovely) tarzında havada yaşayan ulaşılmaz 'çağdaş'kızın öyküsünü anlatıyor. İlk albüm Mooney'in aşk sayıklamalarıyla dolup taşıyor. Psikopatik hal almış agonial bir aşk sözkonusu. Bundan dolayı olsa gerek ki regresyonun (psikanalitik) etkisiyle vokal arasıra harbiden 'çıldırıyor'.

Plak'ın A yüzü 'Outside My Door' ile bitiyor. Çığlık çığlığa bir vokal ile%100 punk! CAN'in yapmış olduğu en punkımsı ve bence en iyi parçalarından biri. Tam bir delilik.

B yüzü tümüyle 'You Doo Rıght' parçasıyla doldurulmuş. 20 dakikalık bu deliliğin fark'ını anlayabilmek için CAN ve Krautrock'un genel 'fark'larını anlamamız gerek diye düşünüyorum:

Parça yirmi bir dakika sürdüğü için rock tarihinde yaygın bir fenomen olan uzun parçalar listesine girmektedir. Kaba olarak bir yandan Pink Floyd'un (Atom Heart Mother, Echoes, Saucerful of Secrets), Doors'un (The End, When the Music's Over), Colosseum'un (Valentyne Suite), Deep Purple (Child in Time), Grateful Dead, King Crimson (Lizards...), Jethro TuIL.gibi grupların uzun süren parçalarını bilmekteyiz. Diğer taraftan da Amon Düül, Faust, Aksak Maboul (Cinema...), Plastic Ona Band (Don't Worry Kyoko) Hawkwind (Paranoia), Mothers of Invention (mesela 'Freak Out'un son üç parçası), Velvet Underground (European Son, Sister Ray)... ilk akla gelenler.

Birinci dizide sıraladıklarımız grupların uzun parçaları genelde uzatılmış 'birer' konudur. Lineer ve çoğunlukla katharsis ile son bulan teokratik yapıya sahiptirler. Çoğunlukla sakin başlayıp delirirler ve tekrar baştaki sakinliğe geri dönerler. Bireyselleşme süreci gibi, sonuçsal bir oluşumu ve paketlenmişliği ifade eden bu parçalar, aslında, deneysel olsalar da biçim olarak muhafazakar (conservative) yapıdadırlar.

Daha iyi anlaşılmak için Pink Floyd'un (bu konuda en yetkin olduğunu düşünüyorum) herhangi bir uzun parçasını incelemek uygun olacaktır. Mesela 'Echoes' : 20 küsur dakika süren bu beste, belli bir melodi ile başlayarak gittikçe melodiye-yavaş yavaş- geri rastlantısal bir kakafoniye dönüşüp zirvesine ulaşmaktadır, ondan sonra tekrar başlangıç melodiye -yavaş yavaş geri dönmektedir. Analitik bir eklektizm ile bestelenmiş bu parçalar gösterge olarak aklın zaferini yüceltmekteler.

Oysa diğer dizideki grupların parçaları, nereden başladıkları, nasıl başladıkları önemli değildir> herşey tesadüf olarak olmaktadır, oluşmaktadır. Bu kargaşa içinde kaos teorisini destekler nitelikte bazen spontan olarak daha 'yapılanmış' bir şeyler çıkabilir. Fakat bunlar da anlık ve dediğimiz gibi tesadüfidir. İçselleştirilmiş bu kaos'un spontanlığı 'akla veda' diyen post-68 kuşağın tohumlarıdır. (Göreceğimiz gibi Tago Mago'da bu manifest halini almakta)

Bu anlayışın öncüsü olan CAN ve diğer gruplar... eyleme geçebilmek için sanat ve hayat arasındaki ayrımı -dadaistlerin yaptığı gibi- ortadan kaldırmaları gerekirdi. CAN, müziği ciddi olmayan bir ciddiyetle alarak günde 16 saat çalışırmış. Onun için Schmidt CAN hakkında : "Biz hiçbir zaman normal bir rock topluluğu değildik. Biz anarşist bir komün'dük" diyor.

İşte 'Yoo Doo Right' bu felsefede yapılmış ilk situasyonist rock parçasıydı (belki bu rock biraz fazla oldu) ve yukarıda bahsettiğimiz müzik görüşünün öncülerindendiler. Parçanın içeriği de buna uygundu. Çünkü parça sürekli aynı sözleri tekrarlayarak (Once I was blind, Now Isee. Now I can see that you are in love with me. You made a believer out me babe. I need, Ineed you now. Man gotta move on man you' ve gotta move on. I need your help. I need your love today) , hiçbirşey anlatmayan ve sözleri gittikçe birbirine karışan dejenere mantra'yı hatırlatıyor.

Uzun parçaların birinci dizisinin bir başka özelliği çalış şeklinde yatmaktadır. Burda enstrümanlar homojen bir bütünlükte değil daha çok prefeksiyonist virtuoziteyle çalınmaktadır. Ekletizmin devamı olan bu stil'in temel belirtkesi, parça içinde ayrı ayrı enstrümanların solo atmasıdır: gitar solosundan sonra, bas ondan sonra davul, saksofon soloları v.b. Oysa CAN'da virtuozite gibi bir kaygı olmamasına rağmen, sürekli tekrar ve primitif ritmlerle çalmayı bilmiyorlarmış gibi bir izlenim uyandırmaktadırlar. Çünkü bu yaratım sürecinde ilk önce gelen müziktir, sonra müzisyenler. Bunun sayesinde CAN, doğaçlama ve canlı çalarak tam bir kaotik uyum içinde aynı parçada sayısız biçimler değiştirebilmektedir. Grubun gitarcısı Karoli, bu kolektif doğaçlamaya biraz mistik bir isim veriyor: "İnsanların geometrisi" (geometry of people)

'Yoo Doo Right' ile başlayan ve Krautrock boyunca devam eden şey seri halinde ritm-müzik tekrarıdır. Hem yaratıcıyı öldüren hem de anti-romantik bir boyutu olan bu minimalistik miras proto-punk dadaizmle birleşince akademik elitizmine sapmadan deneysel olabiliyordu. Bu zorlanma değildi... Brian Eno'nun dediği gibi onların (Almanların daha doğrusu Anglo-Saxon olmayanların) doğal bir minimalizm' anlayışları var.

Parça rock'n'roll standarntlarında olmayan bir ritm üzerine oluşturulmuş. Czukay'ın dediği gibi "Sanki elektrik aletleriyle o zamana uygun müzik yapan ilkel bir kabile ayiniydi".


Üstelik konsepte uygun bir şekilde kaydedilmiş : Mooney, sevgilisinden aldığı mektubu Liebezeit ve Czukay'ın eşliğinde okumaya başlamış ve.... rock tarihinde en paranoyak ve agonial canibalistik (yamyassı) aşk parçası olarak sonuçlanmış.

Mooney'in, konser ve stüdyo doğaçlamalarındaki bu delilik performansı gittikçe ciddileşmeye başlamıştı. ABD'de asker kaçağı olduğundan gazetede CAN ile beraber çıktığı fotoğraflardan tanınıp yakalanacağından korkuyordu. Gittikçe büyüyen bu paranoyayı azaltmak için sol görüşlü grup arkadaşları onun haklı olduğunu ve bu konuda vicdanı rahat olması gerektiğini tavsiye etmelerine rağmen Mooney sonunda kendini bir odaya kapatıp dışarıyla ilişkisini tamamen kesti. Psikiyatristin önerisiyle ABD'ye geri gönderildi. Orda uzun süre sanat öğretmenliği yaptıktan sonra 80'lerin sonunda CAN ile beraber yaptığı 'Rite Time'a albümünde tekrar vokal olarak ortaya çıktı. (Albümdeki "Bellow This Level parçasında psikiyatri günlerini antipsikiyatrist bir perspektiften anlatıyor).

Malcolm Mooney ayrılınca grup yeni bir vokal peşindeydi. Bu arada grup çeşitli filmlere müzik yapmaya ve Czukay'ın tekniği olan vokal yerine radyo ve bant kayıtları kullanmaya başlamıştı. Grubun basçısı ve ses mühendisi olan Holger Czukay, beste yaparken cut-up tekniğini kullanmaktaydı. Dada ve Sürrealistlerle başlayıp Beat Geration sayesinde popülerleşmişti. Daha sonra John Cage gibileri tarafından müziğe önceleri de resime uygulanmıştı. Farklı sekans ve ürünlerin parçaları alınıp yapıştırılmasıyla elde edilen kolajmatik bir yaratımdır. Czukay bu tarzı 1968 de Ralf Dammers ile çıkardığı "Canaxis 5" albümünde yoğun bir şekilde uygulamıştı. Bir de Czukay müziğe radyo yayınlarını 'sample'lemekteydi. CAN'in "Musette" (Unlimited Editions) isimli parçası bu vokalsizlik döneminde kaydedilmiş böyle bir çalışmadır.

Bugünün müziği bu tarzla dolup taşmakta. Tesadüf olsa da bu satırları yazarken Coldcut'ın bu tarz bir parçası çalmaya başladı!
Czukay, Münich'teki bir kahvede Liebezeit'le otururken dışarıda güneşe garip jestlerle dua eden serseri gibi bir Japonyalı görmüştü: Czukay Jaki'ye dönüp: gördüğün bu adam bizim yeni vokalimiz olacak" demiş. Dışarı çıkıp adama, onların bir grupları olduğunu ve bu gece 6000 kişi için verecekleri konserde onlarla beraber vokal yapmak isteyip istemediğini sorarlar. Adam zaten böyle bir şey istediğini söyleyip teklifi kabul etmiş.

Karoli'nin anlattığı gibi konser tam bir delilik göstergesi olmuş. Sonuna kadar açılan gitar ve bas volümleri, şamanik davul ve yeni vokalin Samurai çığlıkları seyircileri sinirlendirip galeyana dönüştürmüştü. Seyircilerin çoğu konseri terketmişti, fakat izleyicilerin arasında bulunan Amerikalı yönetmen David Niven bundan epey etkilendiğini ve hayran kaldığını belirtmişti.

Böylece 3 yıl boyunca CAN ile vokal yapacak bu 'Crazy man'in ismi Kenji 'damo' Suzuki idi. Aslen Japonyalı olan Damo, altmışların ortasında Avrupaya gelip Uluslararası Hippi örgütüne katılmış ve 'Hair' müzikal grubunun üyesi olmuştu. Daha sonra dejenere bir hippi olarak sokak şairi gibi bütün Avrupa'yı gezmiş ve CAN ile tanışmış...

Suzuki ile grubun kaydettiği ilk parça 'Don't Turn The Light On, Leave Me Alone" olmuştur. Aynı yıl (70) çıkan 'Soundtracks' albümünde yeralmaktadır bu parça.

Albüm, grubun farklı zamanlarda "Deep End", "Cream" gibi filmler için yaptığı müziklerden oluşuyor. Albümdeki iki parçada 'Soul Desert' ve 'She Brings The Rain' de vokal Mooney'di. Değişik olmasına rağmen, Mooney'in sesinde dolaylı bir blues (anglo-saxon) hava hissedilmekteydi. Oysa Suzuki'nin şarkı söylemekten çok nefes alma, konuşma, çığlık gibi şiirsel sesi ve sözleri ile grup daha duyarlı bir doğaçlama yapmaya başlamıştı.

Kanibalizmden anarşizme geçen CAN'in ikinci-Suzuki- dönemi başlamıştı. Kenzi 'Damo' kişiliği ve müziğe bakış açısıyla grupta büyük değişikliklere yol açmıştır. Julian Cope'in dediği gibi "Damo grubun çiklet (bubble gum) kahramanıydı". Albümün açılış parçası "Dead Lock Part 1" ve ondan sonra gelen "Tango Whyskiman"ı dinlediğinizde bu değişikliğin ne olduğunu anlayacaksınız: daha introspektif, melankolik, ayrıksı ve egzotik. Herşeyden önce daha şiirsel.

Ama albümün en ilginç parçası ve tartışmaksızın grubun en etkileyici yapıtlarından biri olan "Mother Sky"dır. 10 küsur dakika Suzuki'nin "madness in the mother sky" sözlerinin tekrarıyla tam bir müzikal çözülüş ve yumuşak bir delilik.

Bundan sonra Can 17 ay boyunca yeni bir albüm üzerinde çalıştı. 1971 yılında Tago Mogo ismiyle United Artist tarafından çıkarılan bu double albüm şüphesiz ki grubun en iyi albümü. Dünyanın en iyi grubu sözkonusu olduğu için abartmadan diyelim ki: Tago Mago müzik tarihinin en iyi albümüdür.

Albüm, ismini Aleister Crowley'in Ibiza'da kurduğu Thelema tapınağının bulunduğu dağdan almaktadır. Bence bu albüm büyük ölçüde Damo Suziki'nin eseri. Onun vokal tekniği ve doğu otantikliği, harbi deliliği ve şiirselliği ile 'büyük masturbator' olarak albümü; Hz İsa çığlık atarken Antonin Artaud'un Salvador Dali'ye dönüşümünü anlatan şizoidal bir tabloya dönüştürüyor.

Tam bir delilik ve ritm karnavalı. Hayatımda dinlediğim en organik albüm (manta mantaka tazandaka!)

Togo Mago, 'Paperhouse' isimli yavaşça ilerleyen ve o zamanın progresif tarzına uygun bir parçayla açılıyor. Onun ardından gelen 'Mushroom' ise daha psychedelic ve ritmik bir bozulmanın başlangıcı. 'Mantar' ister istemez o zamanki gerçeküstücü atmosferi çağrıştırıyor. Marşı hatırlarsak: and you've just had some kind of mushroom/And your Mind is moving low.

Fakat ondan sonra gelen 'Oh Yeah', o zaman yapılanlardan çok farklı bir nitelikte. Tamamen underground ve lo-fi olarak yapılmış bu parça, albümün en kırılgan anlarından biri. Lo-fi veya low-fidelity bugünün belli başlı garaj-underground topluluklarının savundukları bir yaklaşım. Düşük istikrarlılık anlamına gelen lo-fi,o zamanın mükemmelliyetçi anglo-saxon topluluklarının hi-fi görüşüne bir tepkiydi.

Bu yöntemi uygulayanlar yanlışlıkları, alakasız şeyleri, düzensizlikleri ve rastlantısal momentleri yaratım sürecinin bir parçası olarak görmekteydiler. Chris Cutler'in dediği gibi "Hiçbir ses masum değildir: lo-fi'nin bugün çok yaygın olmasının nedeni onu parola haline getirmiş olan ve bu tarzı no-fi olarak radikalleştiren punk anarşizmidir. Öyle ki Sonic Youth gibi daha sofistike 'rock' grupları bile bugün "mükemmellik ölümdür" diyebilmektedirler.

Hiçbir sesin masum olmadığına inanan lo-fi doğaçlamanın uzantısı olarak Tago Mago albümünde, Can, o zamana kadar yapılmamış bir şey deniyor: Stüdyoda müzik yapılmadığı zamanlardaki sesleri bile müziğe dahil etmek. Czukay' A short History of Can-Discography" (Perfect Jound Forever, Febr.97) yazısında bundan 'arada kaydetme' (in beetween recording) olarak bahsediyor. Akordları yaparken, veya konuşurken veya çeşitli sesler çıkarırken stüdyoya yerleştirilmiş gizli bir cihaz herşeyi kaydetmekteydi.

Bunların hepsi cut-up tekniğiyle simyevi bir şekilde kaynatılmaktaydı. Avant-garde edebiyatta James Joyce (Finnegan's Wake) veya Georgcs Perec'in (Gündelik Yaşam Kılavuzu) eserleri sayesinde uygulanan ve "work-in progress" olarak adlandırılan bu teknik dadaistlerle başlayan yaşam-yaratım antagonizmini yıkma çabasıydı. Can bunu müziğe uyguluyordu.

Czukay tersini söylese de, Can, büyük ölçüde entellektüel bir gruptu. Fakat onlardaki felsefe cognitive (bilişsel) olmayıp, Eno'nun dediği gibi "yaşanan" ve "eylemsel" bir felsefeydi (lived and played philosophy).

Sonuçta Tago Mago bütünüyle böyle bir albümdü. Foucault'ya, Delleuze'ye, Artaud'ya yapılmış bir soundtrack'ti.


Sezgin Boynik


Albümler
Gruba ait albüm bulunmamaktadır.
 
 
 
   
 
 
 
 


2006 - 2010 Progturk.com
Bu site progarchives.com'dan esinlenerek hayata geçirilmiştir.
Destek: Last.fm ProgressiveTR grubu
Kodlama ve Tasarım: Anıl "megamefta" Okay